|
İnsanoğlu sanayileşme süreci içerisinde yaptığı teknolojik atılımlar
sonucu, arkasında bıraktığı büyük boyutlardaki kirliliğin doğaya ve
doğanın bir parçası olan kendisine verdiği ve ileride verebileceği
inanılmaz zararların farkına ancak 20. yüzyılın ikinci yarısında vardı.
Ondan
önce birçok ileri görüşlü düşünürlerin, gelecekte oluşacak çevresel
zararlar açısından sürekli dikkat çektiği kirlilik, toplumlar
tarafından o kadar önemli görülmediği gibi, konuyla ilgili geniş çaplı
araştırmalara da girilmedi. Ancak günümüzde başta gelişmiş ülkeler
olmak üzere, birçok ülkede çevreye zararlı olan teknolojik artıklardan
korunmak için yoğun araştırmalar yapılmakta ve yeni çıkarılan yasalarla
üretim ve taşıma sektörlerinin dikkati konuya çekilmektedir.
Son
15 yıllık gelişmelere bakıldığında, çevreye verilen bu zararlardan
kurtulma konusunda doğanın, insanoğlunun aldığı önlemlerden daha
fazlasını yapabildiği görülür. Aynen insan sağlığının doğal
koruyucuları olan antikorlar gibi, doğanın antikorları olan bazı
mikroorganizmalar, kirliliğin olduğu bölgelerde ortaya çıkıp
yoğunlaşmakta ve onları yok etmeye çalışmaktadır. İnsanoğlu ise kendi
hastalıklarında uyguladığı iyileştirme yöntemlerinde olduğu gibi, bu
mikroorganizmaların sayılarını artırıcı (doğayı güçlendirici) önlemler
almaya başlamıştır.
Teknolojik artıklar, başta üstünde
yaşadığımız ve gıda gereksinimimizin hemen hemen tamamını sağladığımız
toprak olmak üzere denizi, göller ve akarsular gibi içsuları ve yeraltı
su kaynaklarını sürekli kirletmektedir. Bu kirliliklere bağlı olarak
yeni hastalıklar ortaya çıkmakta veya var olan bazı hastalıkların
etkinliği artmaktadır. Mikroorganizmalar kendi başlarına kirliliklerin
küçük boyutlu olanları ile savaşımlarında kısa sürede başarı elde
edebilmektedirler. Ancak büyük boyutlu kirliliklerde, doğanın yeniden
canlanması, uzun yıllar almaktadır.
BAŞLICA KİRLİLİK KAYNAKLARI
Kirliliğe
neden olan kaynaklardan en başta geleni petrol ve buna bağlı olan yan
ürünlerdir. Bunlar petrolün kullanılması sonucu ortaya çıkan artık
maddeler olabileceği gibi üretim sırasındaki atıklar, depolardaki ve
taşınma sırasındaki kazalarda olan kaçaklar ve diğer petro kimya
endüstrilerinin oluşturduğu zararlı maddelerdir. Günümüzde borular
yardımı ile yapılan taşımalarda da petrol kaçaklarına sık sık
rastlanıyor. Petrol ürünlerinin en çok kullanılanları benzin,
akaryakıt, gazyağı ve motorindir. Bu ürünlerle ilgili kirlilikler
değişik hidrokarbonları içerir. Bu hidrokarbonların başında benzen,
bifenil, metilfloren ve naftalin gibi türler gelir ki, bunların genel
adı polisiklik aromatik hidrokarbonlardır.
Yüksek teknoloji
ürünü olan yarı iletkenlerin elde edildiği kuruluşlar (yarı iletken
teknolojisi), üretim sırasında zehirli kimyasal maddeler kullanmaları
nedeni ile çevre kirliliklerine neden olur. Bu maddeler dikkatli
kullanıldıklarında ve atıklar iyi saklandığında (veya temizlendiğinde)
çevre kirliliği önlenebilir. Hatalı kullanım, kaçaklara neden olan
kazalar ve atıkların yeterince kontrol edilememesi gibi nedenlerden
dolayı sorunlar çıkmaktadır. Kanserojen olan vinilklorid,
titrikloretilen ve polislabik zehirler bu kimyasal maddelerin en önde
gelenleridir.
Ahşap koruma endüstrisinin atıkları ve bu
endüstride kullanılan maddeler, bir başka kirlilik nedenidir.
Maddelerin saklandığı depolardaki kaçaklar kadar, işlenmiş kütüklerden
damlayan zararlı maddeler de çevreyi etkiler.Katran ruhu, klorlanmış
fenol ve CCA (bakır, krom ve arsenik tuzu) bu maddelerden bazılarıdır.
Üstteki
kaynaklara göre daha az olmakla beraber, mangal kömürü üretim
tesislerinde olan atıklar da çevreyi kirleten maddelerdendir. Bu
atıkların en önemlisi fenolik ve polisiklik türden organik
bileşiklerdir. Amerika Birleşik Devletleri'nin Michigan eyaletindeki
bir mangal kömürü üretim tesisinin atıkları, bölgedeki bir yeraltı su
kaynağını etkilemiş, ancak doğanın antikorları orada da görevlerini
yapmıştır.
MİKROORGANİZMALAR
Doğanın antikorları adını
verdiğimiz mikroorganizmalar, her yerde yaşarlar. Birçoğu hayatın
devamına katkıda bulunur. Günümüzde üstlendikleri en önemli görev ise
teknolojinin getirdiği kirlilikle savaşmaktır. Son yapılan araştırmalar
ortaya ilginç bir sonuç çıkarmıştır. Bu canlılar doğaya en fazla zarar
veren maddeleri daha az zararlı olanlarına oranla daha hızlı yok
ederler.
Kirliliğin olduğu bölgede çok hızlı bir şekilde çoğalma
ve gruplaşma göstermeleri, mikroorganizmalarla ilgili olarak bulunan
bir başka ilginç sonuçtur. Bu çoğalmanın ve gruplaşmanın nasıl
gerçekleştiği konusunda yapılan çalışmalar halen devam etmektedir.
Birçoğunun yaşaması ve üremesi için hava ile doğrudan temas gerekmesine
rağmen, bir kısmının toprağın çok derinlerinde de yaşadığı yapılan son
araştırmalarla anlaşılmıştır.
Mantar türü (fungi), maya türü
(yeast) ve bakteri türü olmak üzere üç değişik grupta toplanabilirler.
Bu türler içerisinde, oldukça değişik özelliklerde yüzlerce zararlı ve
zehirli madde yiyen mikroorganizmaya rastlamak mümkündür. Her tür atık
için değişik mikroorganizmalar vardır. Bunlar zararlı maddeleri yerler
ve kendi çıkardıkları atıklar da zararsız maddelerdir.
Bu
organizmalar, kirliliğin boyutuna göre birkaç hafta ile birkaç yıl
içerisinde bölgedeki doğal hayatı yeniden canlandırabilirler. Doğaldır
ki, bu yenilenme olmadan önce çevredeki birçok canlı doğrudan veya
dolaylı olarak etkilenir. Temizlendikten sonra ortam yeniden
canlanmakla birlikte, tamamıyla eski duruma dönülebilmesi için daha
uzun yıllar gerekir. Ayrıca,büyük boyutlu veya sürekli olan
kirliliklerde mikroorganizmalar yeterince etkin olamazlar. Bu nedenle,
bu organizmaların sayısını artırıcı önlemler düşünülmüş ve uygulanmış,
halen de konu ile ilgili araştırmalar sürmektedir. Kirlenen doğayı,
doğanın ürettiği bu organizmalara destek vererek temizleme işine ve bu
konudaki araştırmalara biyolojik canlandırma (bioremediation) adı
verilebilir.
BİYOLOJİK CANLANDIRMA
Çevre kirliliklerinin sözü
edilen organizmaların katkısı ile temizlenebileceği anlaşıldıktan
sonra, kirlilik bölgelerinde bu organizmaların sayılarının artırılması
ve daha etkili hale getirilmeleri için birçok değişik yöntem
denenmiştir. Bir kısmı başarılı olan bu yöntemler şöyle özetlenebilir:
Mikroorganizmaların
artıkları yemesi, kirlilikle organizma gruplarının arasındaki yüzeyde
gerçekleşmektedir. Bu temas yüzeyinin artırılması için kirliliği yayıcı
bazı kimyasal maddelerin (dispersant) kullanılması düşünülmüştür.
Ancak, bu maddelerin de çevre kirliliğine neden olması ve bölgedeki
kirliliğin daha da yayılması bu yöntemin başarısını engelleyen
etkenlerdir.
Mikroorganizma sayısının artırılması ve yeni
gruplar oluşturulması için kirliliğin olduğu bölgeye özel olarak
üretilmiş mikroorganizmalar ekmek de başka bir yöntem olabilir. Ancak,
ekilen bu organizmaların, bölgede kirlilikle birlikte doğal olarak
oluşanlar kadar etkili olamadıkları ve fazla yaşayamadıkları
gözlenmiştir. Bu nedenle bu yöntem de kullanılmamaktadır.
Üçüncü
ve en etkili yöntem gübrelemektir. Azotlu ve fosforlu gübreler
kullanılarak mikroorganizmaların sayısı ve etkinlikleri artırıldığında,
kirliliğin daha kısa bir sürede yok olduğu anlaşılmıştır. Bu yöntem,
artık birçok kirlilikte kullanılmaya başlanmış ve olumlu sonuçlar
alınmaktadır. Fotoğraf, Alaska'daki petrol sızıntısı sonucu oluşan
kirlilikle ilgili bir araştırma sonunda çekilmiştir ve gübrelenen
bölgenin bir süre sonra gübrelenmeyen bölgeye oranla çok daha temiz
olduğunu göstermektedir.
Kirliliğin olduğu bölgedeki toprağı sık
sık havalandırmak da etkili olan bir başka yöntemdir. Bu sayede,
mikroorganizmaların havayla daha fazla teması sağlanmakta, sayıları ve
etkinlikleri artmaktadır. Kireçlemek de bu etkinliğin artırılmasında
kullanılan yöntemlerden biridir.
Şekil, motorinle kirletilmiş
bir toprakta gübreleme ve karıştırma sonucu hidrokarbon miktarında
zamana göre azalmayı göstermektedir. Karşılaştırma amacıyla işlem
görmemiş olan kirli toprak ile, hiç kirlenmemiş topraktaki hidrokarbon
miktarları da çizilmiştir. Görüldüğü gibi işlem gören topraklardaki
hidrokarbon miktarı işlem görmeyene göre çok daha hızlı azalmakta ve
toprak birkaç hafta gibi kısa birsürede kendisini yenilemektedir.
Yukarıda
anlatılan biyolojik canlandırma ile ilgili yöntemlerin tümü halen
denenmekte ve kısa süre sonra çoğunun kullanılabilir hale getirileceği
sanılmaktadır. Bunun yanı sıra çevreyi kirleten maddelerin üretimi
sırasında da mikroorganizmalar kullanılarak, daha az zararlı ürünler
ortaya çıkarılması yönünde de araştırmalar sürmektedir. Örneğin,
kükürdü bol olan bazı kömür türlerinin kullanılmadan önce kükürt yiyen
mikroorganizmalar yardımı ile zararlı atıklarının azaltılması mümkün
olmaktadır.
SONUÇ
Değişik kimyasal maddeleri yiyen
bakterileri keşfetmek için, bilim adamları doğadan birçok bakteri
örneği toplarlar, bu maddelerin içerisinde yaşayabilen ve onları yok
edenleri bulurlar. Bu çalışmalar sonucu, değişik zararlı atıkları yiyen
birçok organizma keşfedilmiştir. Bunların yanı sıra elektronik
endüstrisinde kullanılan ve petrol artıklarından çok daha dayanıklı
zararlı kimyasalları yiyen bakteriler de bulunmuştur.
Amerika
Birleşik Devletleri'ndeki Los Alamos La-boratuvarı'nda yapılan
araştırmalar, nitrogliserin yi-yebilen bakterileri dahi ortaya
çıkarmıştır. Denizde yaşayan ve petrol kaçakları için kullanılabilecek
bir bakteri türü üzerindeki çalışmalar da ümit vericidir (Bu bakteri,
petrol atıklarını su ve karbondioksite çevirmektedir).
Birkaç
yıl öncesine kadar bu mikroorganizmaların 5-10 metreden daha derin
toprak katmanlarında yaşamadığı sanılıyordu. Ancak yapılan son
araştırmalar 500 metre derinlikteki toprak katmanlara kadar azalma
göstermeden değişik türde birçok bakterinin yaşadığını ortaya
çıkarmıştır. Bu bakteriler birkaç değişik özellik dışında, yüzeyde
yaşayanlara benzerler ve eskiden düşünülenden çok daha etkilidirler. Bu
bakterilerin yeraltı sularının kimyasında da oldukça önemli etkiler
oluşturacağı bir gerçektir. Bu da, yeraltı suları kimyası konusuna yeni
bir bakış açısı getirebilir. Derinlerde yaşayanlar için havanın fazla
önemi olmadığından, bu türlerin biyolojik canlandırmada yeni uygulama
alanları bulacağı düşünülmektedir. Ayrıca derinlerde yaşayan yeni bir
tür keşfedilmiş olup, bunun da genetik mühendisler için yeni bir
çalışma alanı doğuracağı sanılmaktadır.
Doğayı kirleten
insanoğlunun, kendi bulduğu temizleme yöntemlerinin yanı sıra doğanın
kendini yenilemesine biyolojik canlandırma ile yardımcı olması, artık
üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Son on yıldır bu konuda
oldukça önemli gelişmeler kaydedilmiş ve değişik yöntemler
geliştirilmiştir. Gelişmekte olan ülkeler de, gelişmiş ülkeler gibi bu
konu üzerinde özellikle durmalı, araştırmalar yapmalı ve zararlı
maddeleri üreten ve kullanan kuruluşların biyolojik canlandırma
yöntemlerini kullanmalarını sağlamalıdırlar.
Bu yazının hazırlanmasında kullanılan dergiler:
Environmental
Science and Technology, Bios-cience, Water Resource, Ground Watcr, Soil
Biology and Biochemistry, Applied and F.n-vironmcntal Microbiology,
Environmental Management, Newsweek.
Doç.Dr.Bülent G.AKINOĞLU ODTÜ Fizik Böl.Öğr. Üyesi / Bilim ve Teknik Haziran 1991-s.29-31
alıntı:http://www.enginbilim.byethost16.com
kaynak:bilim haberleri
|